Fatsa-Sur ve Levent Üzümcü

10.12.2015

 

50 yaş üstü olanlar yani son yarım asırlık Türkiye’yi yaşayanlar için 1980 yılı kırılma noktasıdır! 
1980 öncesi 1980 sonrası… Dün bugünü hazırlamıştır, bugün ise yarını hazırlar. Yaşadığımız hayat, maziyi koyar zaman zaman önümüze, değişimi fark ettirir. Çocukluğunuzun geçtiği diyarlara yıllar sonra gittiğinizde bunu daha açık bir şekilde anlar en güzel haliyle de yaşarsınız. 
Eğer uzun aralıklarla ve kısa süreli ziyaret ederseniz o diyarları, pek fark edemezsiniz olan biteni. Mesela, çocukluğunuzda bayram namazı kıldığınız camiye yıllar sonra gidip bir bayram namazı kılmadıysanız olan biteni pek fark edemezsiniz. 
1982 yılında son bayram namazını kılmıştım köyümde. Babam hemen cami kapısının önünde en ön safta, dedem ve ben ise dışarıda kılmıştık namazımızı.  
2000 li yıllarda babam imam efendinin hemen yanında bendeniz ise üçüncü saftaydım, arkamda  oğullarım Satuk Buğra ve Burak Alp! 
Yine yollardayım; ‘’Safahat’’adlı  oyunumun turnesine memleketimin güzel ilçesi Fatsa’dan başlamak üzere yoldayım. Gecenin sessizliğini yoldaş eyledim kendime, dudaklarımda merhum Necip Fazıl Kısakürek’in mısraları: 
“Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında, 
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum. 
Yolumun karanlığa saplanan noktasında, 
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.”’ 
H H H

Pırıl pırıl sokaklar, boydan boya al bayraklarımız ile süslenmiş cadde, 
Fatsa, Üstadın  şiiri ve yoldaşım gece! 
Yolculuk bitti, otele geldim uzanıverdim yatağa, gözlerim tavanda asılı kaldı! Ben bu tavanı tanıyordum. Tavan da tanınır mı demeyin; babamla Ziraat Lisesi sınavına geldiğimizde kaldığımız oteldi ve büyük bir ihtimalle oda da aynı oda. 
1979 yılı… Tavanda asılı kalan gözlerimin önünde 1979 yılındaki Fatsa sokakları! 
Dalıp gitmemek için televizyonu açtım, ekranlarda Diyarbakır’da bulunan Osmanlı eseri Fatih Paşa Camii (Kurşunlu Camii)  
Fatih Paşa Camii yanıyordu! 
Ben yanıyordum! 
Biz yanıyorduk! 
Televizyonu kapatıp yüzükoyun uzandım yatağa ağladım ağladım!.. 
Ağladıkça biraz da olsa rahatladım bilgisayarımı açıp haber sitelerine baktım, ‘’Levent Üzümcü Rusya radyosuna konuştu” haberini okudum. Sayın Üzümcü Rus radyosuna konuşmuş, ne konuştu diye sormayın Gezi olaylarında ne konuştuysa onu konuşmuş. Zaten başka şeyleri konuşmaz, konuşamaz, konuşturulmaz. O’nun görevi onu konuşmak. Rol modeller rollerini oynarlar. Üzümcü de iyi aktördür, rolünü de çok ama çok iyi yapar! 
İçim sıkıldı nefesim daraldı pencereye koştum! Karadeniz çırpınıyor ve ben iyotlu havayı içime çekiyordum, dalga sesleri ninni gibi geliyordu. 
Fatsa sokakları al bayraklarla süslenmiş! 
Rus uçakları sınırlarımıza dayanmış! 
Diyarbakır’ın Sur ilçesinde 499 yıllık Fatih Paşa Camii yakılmış! 
Levent üzümcü Rus radyosuna konuşmuş! 
Telefonum çaldı adaşım aradı sandım. Oğlum Burak Alp Yenilmez, Bakü’ye sağ salim indiğini haber vermek için aramıştı. Baba oğul beraber rol aldığımız, rahmetli Ömer Lütfü Mete’nin yazdığı ‘’The İmam’’ filmi, hür ve bağımsız Azerbaycan’da düzenlenen Türk Filmleri Haftasına katılmıştı. Bakü’yü  sorduğumda bana, ‘’Babacığım burada rafineri patlamasında şehit olan işçilerin hatırasına bir günlük yas var’’ dedi. 
Acaba,  1979’ daki Üzümcüler de Moskova’nın Sesi radyosuna konuşmuşlar mıydı ?!! 
Telefonumla çektiğim fotoğrafın altına ‘’Sabret adaşım, kıymığın en çok acıttığı an çıkarılacağı andır sabret!’’ yazarak Diyarbakır’lı adaşım Ahmet’e yolladım. 
Birden yoldaşım -Gecenin sessizliği- hissettirdi kendini. Fatsa’da olunur da yoldaşsız olunur mu? Yoldaşıma Üstadın mısralarını okudum: 
“Bir merhamettir yanan, daracık odaların, 
İsli lâmbalarında, isli lâmbalarında. 
Gelip geçen her yüzden gizli bir akis kalmış, 
Küflü aynalarında, küflü aynalarında.”

Please reload

Son Paylaşımlar

28.03.2017

Please reload

Arşiv