Korkuyorum!

29.12.2015

 Son 13 yılda Türkiye’nin devler ligine büyük ekonomik hamlelerle girdiği bir gerçek. Güçlü ekonomik yapısı ile 2023 hedeflerine, dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girmesi yolunda emin adımlarla gittiği tüm dünyanın takip ettiği bir gerçek. 
Turizmde, ekonomide, sağlıkta, ulaşımda büyük hamleler gerçekleştirme yolunda Yeni Türkiye hedefine Millileşme ve öze dönüş ile ulaşmayı mümkün gören bir siyasi anlayışta, bu durumda yeni ruh iklimimizin şekillenmesinin ise ancak gençliğin kültür ve sanat etkinliklerine yönlendirilmesiyle mümkün olacağı aşikârdır. 

Türk fikir ve siyasi hayatını incelediğimizde her türlü siyasi-felsefi hareketin daha 20 yıl öncesine kadar bir kültür, sanat organizasyonu (yazar, dergi, yayınevi) etrafında geliştiği felsefi derinliğin bu şekilde oluştuğu da bir gerçek. Özellikle Millici fikir hareketliliklerine baktığımızda geleneksel olan her şeyin yeni ile kaynaştırılıp gençliğin kimlik inşasının gerçekleştirilmesinin hedeflendiğini görüyoruz. 
Özellikle ülkemizin içinden geçtiği son süreçte yaşanan sosyal hareketlilikler incelendiğinde, sokak eylemlerinin öne çıktığı görülmekte.  Bu hareketliliklerdeki eylemci profilinin yüzde 70’lere varan kesimi 25 yaş altı gençlerden oluşuyor. Bu grupların çoğunluğu (marjinal oluşumlar hariç) her hangi bir ideolojik kaynaktan beslenmiyor, ideolojik alt yapıları olmayan, apolitik, mobil internet ve sosyal paylaşım ağlarını çok sık kullanan, telkine ve yönlendirmeye açık bir yapıya sahip olmaları nedeniyle kolayca kitlesel eylemlere yönlendirmeye müsait oldukları görülüyor. 

Hızlı yaşanan, hızla tüketilen ve hızla da tükenilen, en önemlisi de bu tükenişi önleyecek bu tükenişe direnç gösterecek olan  “Kültürel Bağışıklık Sistemimizi” bitireceğinden korktuğum bir hayatı yaşıyoruz. Bunun neticesinin, özellikle bilinci yok edeceğinden endişe ediyorum. İşin acı tarafı, bu neticeye hızla gidişimiz herkesçe malum! 5000 şehidin kanı ile sulayarak vatan yaptığımız bu topraklarda, tarihi bir, kıblesi bir, aynı Allah’a secde eden kardeşler, -Nasıl olduysa 30000- birbirimizi boğazladık! Bir an sonrasına hükmedemediğimiz bu hayatta korkum odur ki, her an Allah’ın huzurunda ihmal ve yanlıştan dolayı “Kardeş Katili” suçu ile çıkma utancını taşıyacağız. 
“Aidiyet ve Mensubiyet” duygusunun hızla kaybolduğu bir toplumda, kimlerle neyi nasıl çözeceğiz! 
Tarih bize “nereye ait olduğumuz”un cevabını “kimlik” olarak veriyor ve bize ancak bu kimliğin gereğini yerine getirmekle mümkün olabilecek bir “varoluş” biçimi olduğunu öğretiyor. 

“Aidiyet ve mensubiyet” ait ve mensup olduğunuz “Uygarlık bilinci” varsa söz konusudur. Aksi halde etnik, bölgesel, folklorik, vs. asabiyetlerine saplanırsınız. Milletimizin, özellikle de genç neslin bugün yaşadığı halin, böyle bir ifsat hali olduğunu düşünüyoruz. 
“Coğrafya sadece coğrafyadan ibaret değildir” gerçeğiyle, eklem ağrılarından kurtulmuş bir devlet ve millet olarak 21. Yüzyıl'da ‘belirleyici güç’ olarak var olmamamız için, öncelikle “aidiyet ve mensubiyet” duygumuzun kaybolmaktan öte köreltildiğine de vurgu yapmak gerekiyor. 
Zarara uğrayan, Allah’ın en önemli projesi: insan. İnsan en zor yetişen, en zor gelişen varlık. İnsan çok büyük emeklerle yetişiyor. İnsan, Allah’ın şaheseri,“Eşref-i mahlûkat” seçkin varlık. Mevcudatın ekseninde Allah var, mahlûkatın ekseninde insan var. 
Bundan dolayı en büyük problem ve dert; insan, en büyük derman da yine insandır. Bütün sorunların altından insan kumaşının kalitesi çıkar. Bu kumaşın kalitesi yoksa hayat topluma zindan olur. 

Bunun ötesinde yok edilmeye çalışılan, (vicdansız dünyanın ezdiği) aç, mazlum, mağdur, mahrum ve masumların tek kapısı tek çaresi olan; Müslüman Anadolu insanının bin yıllık medeniyet deneyimidir. 
En acısı da mazlumların ve masumların tek umudu olan o kapı, o bina ve o binanın sahipleri, insanî silahlarından tecrit edilerek zalimce öldürülüyor. 

Please reload

Son Paylaşımlar

28.03.2017

Please reload

Arşiv