Sayın Başbakan 'Gül Medeniyeti' dedi

07.02.2016

3 Şubat Çarşamba günü Diyarbakır’a gittim. 

Peygamberler mezarı, peygamberler makamı, remzi gül, kokusu gül peygamberimin sahabelerinin yattığı şehir Diyarbakır’a gittim! 
Gül olur da gül bahçesi olmaz mı? Gül bahçesi olur da gül kokmaz mı? Gül kokusu olur da o kokuyu kendine menzil kılan, o gülün kokusuna ram olup divaneye dönüp feryat eden bülbül olmaz mı? 

Gülün tarifine ne bu satırlar yeter ne de bendenizin mecali! 

Gülün tarifini bülbül bile anlatamamış ki, gülün kokusuna ram olmuş bülbül, sadece kokusundan bile zehir düşmüş gönlüne! Aramış kokusunun peşine düşüp, bülbülün meramı gülün cemalini görmek miydi bilinmez. O, bir kendini aşık bilirken, görür ki ne bülbüller figan edip, çile çekip candan vazgeçmişlerdir bu sevda yolunda! 
Öyle bir figan ve öyle bir çile ki! Şiirler, menkıbeler, hikâyeler yazılmış asırlar sonrasında okunan! 

Bülbüller öylesine meftun olmuşlar ki gülün kokusuna,o kokunun sahibine inanmışlar, cemaline vurulmuşlar, onun ümmeti olmaktan şeref duymuşlar. 
Evet dostlar, 3 Şubat Çarşamba günü, işte böyle bir gül tarlası ve o güllere âşık bülbüller diyarı, Diyarbakır’a gittim! 
Diyeceksiniz ki ‘’Biz gül diyarını Isparta biliriz.’’ Bendeniz de derim ki Anadolulu olursunuz da, hanginizin bahçesinde gül yetişmez ki! Hangimizin mezarlığından gül eksik olur ki! Hangimiz maşukumuzun gönül kapısını gül ile çalıp, dilimizin ifadeden aciz kaldığı meramımızı, gül ile demedik ki! 

Ama Diyarbakır başka, Diyarbakır’ın bağrında gül kokulu peygamberin kokusunu, bu topraklara taşımış 600’den fazla gül kokusu hamalı sahabe yatıyor! İşte ondan farklıdır Diyarbakır’ın gülleri, ondan bir başka yanıktır, Diyarbakır’ın bülbülleri! 
Gül bahçesi yanmış! 
Bülbüllerin kanadı kırılmış! 
Ebu Cehil ’in orduları yakmış sanki Diyarbakır’ı! 
Birden bahçıvanların sesini duydum! 

Yanan gül bahçesini temizleyen bahçıvanlar! 
Kimi bordo bereli, ama elbiseleri aynı, alacalı bulacalı! Tıpkı bir Anadolu kilimi gibi! 
Adlarını sordum, kiminin adı Mehmetçik, kiminin, Allah’ın Aslanı misali Hamza… 

Omuzlarında payesi, hekimler gördüm, bülbüllerin kanadını tedavi eden, hepsi de Allah’ın “El Hayy” ismiyle icazetli! 
Şimdi İstanbul’dayım, radyodan, Sayın Başbakanımız Ahmet Davutoğlu’nun Hakkâri’de yaptığı konuşmayı dinliyorum, on madde ile özetlediği konuşmayı, işte bu, dedim içimden, Sayın Başbakanımız sanki ‘’Gül Medeniyetini’’ tarif ediyor! 

Sayın Başbakanım, adları Mehmetçik ve cemali, celali  Hazreti Hamza bahçıvanlar hazır! 
İbni Sina’nın torunları, hekimler hazır, kanadı kırılmış bülbüller için! 
Şimdiden gül kokusu geldi burnuma ve radyomda Yunus Emre’nin türküsü: 
Evvel bahar olmayınca, 
Kızıl gül açılmaz imiş. 
Kızıl gül açılmayınca, 
Bülbül zârı kılmaz imiş. 
Bülbül hevestir ötmeye, 
Güle sarmaşıp yatmaya, 
Bağban kasdeyler satmaya, 
Gül kadrini bilmez imiş. 
Bre bağban satma gülü, 
Haramdır akçesi, pulu. 
İnletme âşık bülbülü, 
Gözün yaşı dinmez imiş. 

 

Please reload

Son Paylaşımlar

28.03.2017

Please reload

Arşiv