Can simidi Can Dündar

28.02.2016

 

Erdem Gül’ü yeni tanıdım, tanıdım dedimse çoğumuz gibi televizyon programlarında birkaç kez gördüm. Aidiyetinin ve mensubiyetinin ne olduğunu o programlardan az buçuk bilmiş olduk. 

Can Dündar seni daha eskilerden tanırım. Buğulu bakışların ve kadife sesinle altına duygusal müzik döşenmiş şiirsi metinlerinle... İnternet çıktığında ne modaydı o şiirimsi metinlerin. Liseli ergenler sevgililerine caka satmak için bolca yollarlardı sevgililerine. Allah var o buğulu sesinle hayli etkileyiciydin. 

Çağımız bilgi çağı, hızlı yaşıyoruz, hızlı tüketiyoruz ve hızla da tükeniyoruz! Sen de ön raflardan arka raflara düştün. Derken belgeselciliğe başladın. Çektiğin ‘’Mustafa’’ belgeseli müthiş bir mahalle baskısı ile ‘’Bu filmi seyretmek vatanseverlik göstergesidir” algısıyla bolca para kazandırdı sana! 

Kazandığın paralarla bir süre sesin çıkmaz ortada görünmez oldun. Bu arada da Cumhuriyet Gazetesi iyice dibe vurdu ve yönetim üzerine yönetim değiştirdi. Nihayet geçmişin aşk bülbülü, büyük belgeselci Can Dündar’a can simidi misali sarıldı, gazetesi. Evdeki hesap çarşıya uymadı, bu dibe vuruşa çare olamadın, bir şeyler yapman lazımdı, can simidi Can Dündar olarak! Öyle bir şey yapmalıydın ki kayıp olan popülerliğini tekrar kazanmalıydın. Önce Abdullah Öcalan’a selam çaktın olmadı, sonra iktidara laf attın seni kimse ciddiye almadı. En sonunda da hepimizin malumu gammazcılığa soyundun! Kim ne derse desin bunun adı dünyanın her yerinde gammazcılıktır! Eğer gammazladığın, yaşadığın ülke ve bu ülke de bir savaş ikliminin ortasındaysa, bu düpedüz vatan hainliğidir! 

Üstelik bunu, tüm ikazlara rağmen yaptın! En sonunda mahkeme süreci başladı ve kendini içeri attırmak istercesine, bir savunma ile cezaevine girdin! Hem sen hem de çevrendekiler ilk mahkemede veya Anayasa Mahkemesi sürecinde dışarı çıkacağınızı biliyordunuz! 

Can Dündar, AK Parti iktidarının sağladığı ‘’Anayasa Mahkemesi’ne kişisel başvuru hakkı’’ düzenlemesinden yararlanarak, cezaevinden çıktığını biliyorsun değil mi? Şahsen o mahkemede gösterdiğin delikanlı tavrı (!) Anayasa Mahkemesi kararını tanımayarak gösterseydin ya! “Hayır, ben bu iktidarın sağladığı bu haktan faydalanmayı reddediyorum” deseydin ya! Diyemezdin, çünkü planını zaten bu sürecin yaşanması üzerine kurmuştun. Sakalınla, sakallı halinle ilk röportajını da her gün bu memleketin evlatlarını şehit eden, eli kanlı terör örgütünün televizyon kanalına vererek ilk adımını atmış oldun! 

Senaryoyu cezaevinde yazdın ama acemice, “Mustafa” filmindeki acemiliğinin de ötesinde! Cezaevi çıkışı merhum Abdi İpekçi’nin mendilini de aksesuar olarak unutmamışsın. Güya merhum İpekçi’nin kızı, babasının mendilini yollamış sana! Eğer doğruysa yazık etmiş merhumun kızı, çünkü merhum Abdi İpekçi, Milliyet Gazetesi’nde, kavganın bitmesi adına iki zıt fikri, sağ ve soldan liderleri bir araya getirdiği için öldürülmüştür!  Oysa sen bu devleti gammazladığın ve bundan sonraki planlarında mazlum rolü oynamak istediğin için cezaevine girdin, aradaki fark siyah ile beyaz kadar nettir! 

Çıkar çıkmaz “Pişman olacaklar” diyerek, tehdidini savurmuşsun! Beyim sen içerdeyken bak neler oldu: Hani başında olduğun gazetede, attığın manşet var ya, hani senin manşetini delil sayıp yedi düveli ve Moskof’u Türkmenlerin başına üşüştürdüğün manşet! O manşetten sonra Türkmen Dağı yandı! Biliyor musun, Türkmen dağından, Türkmenlerin son sözü ‘‘Ne olur bize silah yollayın’’ oldu! Kimi pişman edeceksin bilmem! Sakın yüreği yanık insanlara ilişme! SAKIN! 

 

Please reload

Son Paylaşımlar

28.03.2017

Please reload

Arşiv