Günümüz nemrutlarına!

12.04.2016

Elazığ Diyarbakır yolu, saat 16.00, aracımız afişlerle donatılmış, seyir halindeyiz.
Arkadaşlarımız tedirgin, her üç kilometrede bir asker kontrolü! Karşılaştığımız insanların yüzlerinde tedirginlik, önümüzdeki askeri araçlar, operasyona çıkacak veya nöbeti devralacak askerleri taşıyor, Mehmetçiğin yüzünden ifa ettiği görevin gururu okunuyor!
Askerler aracımızdan afişleri indirmemizi istiyorlar. Nedenini sorunca “Can güvenliğiniz için” diye cevap veriyorlar! Bir an düşünüyorum, neden?
Şehit kanlarıyla sulayıp, mabetlerle mühürlediğimiz Anadolu’da serbestçe dolaşamamak, sebebi ne olursa olsun çok acı! 
Dağların arasında, virajlı yolda ilerliyoruz. Dağlar bir başka oralarda, heybetli mağrur,  ama sanki bir şeylerden utanıyor gibi,  bağrında ölüm kusan silahları, kendisini asırlardan beri birlikte olduğu Anadolu kıtasından koparmak isteyen silahları barındırmaktan utanıyor olsa gerek! 
Ergani’ye ulaşıyoruz, ezan okunuyor,  Akif’in mısraları çınlıyor kulaklarımda “Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli / Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.” Bir başka lezzet alıyorum ezandan, camiler vakit namazında bile dolu,  insanlar inançlarının gereği, ibadetlerini yapıyorlar! 
Bir an soruyorum kendime, vakit namazında, camilerin bu kadar dolduğu bir diyarda, terör nasıl barınabiliyor?
Karanlık bütün sırrı ve gizemiyle hakim oluyor, biz ilerliyoruz. Çocukları görüyorum yol kenarlarında. Çocuk her yerde aynı koşuyor, gülüyor, oynuyor,  ama oyuncaklar farklı, onların robotları, atarileri yok belki ama üzerine binip koşacakları ağaç dalları var! 
İnsanlar çay ocaklarında, kahvelerde, bir şeyi beklercesine, çaylarını yudumluyorlar. Bazıları kendisine soru sormamamız için gözlerini kaçırıyor bizden,  kim bilir sorsak söyleyecekleri çok şey vardır belki de!
Uzakta Diyarbakır’ın ışıkları görünüyor,  girişte yine asker kontrolü!
Oyunu oynayacağımız salona gelince,  oyunumuzu oynayıp, dekorumuzu topladık, kalacağımız otele geldik. Otelin lobisinde eşraftan insanlarla sohbete koyulduk. İnsanların anlattıklarından ve yol boyunca yaşadıklarımızdan sonra şu gerçeğe bir kez daha inandım ki: Bu elbise, bu millete dar geliyor! Çare:  Kumaşı yerli, terzisi yerli, eskimez, pörsümez bir elbise, bu elbisenin adı İslam! Bütün çareler burada gizlenmiştir. 
Diyarbakır’dan ayrılırken umut doluyuz. Başta BBP İl Başkanı Sadullah Tunçalp ve diğer kardeşlerimizin gayretiyle en kısa zamanda milletimiz gerçek elbisesine kavuşacaktır!
Siverek, Urfa, Peygamberler şehri,  tarihte zulüm medeniyeti ile gerçek medeniyetin hesaplaşıp, gerçek medeniyetin ayakta kaldığı diyar!
Böyle bir diyarda vahşet, ahlaksızlık, gözyaşı kusan medeniyetten istifa etmek bir başka zevk veriyor insana!
Hz. İbrahim’in ateşe atıldığı mancınık, küfrün mağlubiyetini simgelemekte Urfa’da!
Tarihi vesikalar bize bir kez daha, şunu haykırıyor: Nemrutların medeniyeti, İlahi medeniyet karşısında her zaman mağlup olmaya mahkûmdur, dün böyle oldu, yarın da böyle olacak!
Günümüzde, başı örtülü bacılarımıza, şehit analarına, zulmü reva gören, günümüz Nemrutlarına tavsiyemiz, Urfa’ya gitmeleri. Belki taşlaşmış kalpleri, o tarihi vesikalardan ders alıp parçalanır! 
Anadolu üzerinde düşen bayrağı, kaldırmaya namzet kadroları görüyor. Bu gayretler sonucu olacak olan Muhammedi medeniyeti şimdiden selamlıyorum!”
Bu yazıyı 1993 yılında yazmıştım.  O günlerde de yine adım adım Anadolu yollarında tiyatro turnesindeydim.
 Sene 2016 ve dün Bakanlar Kurulu Şanlıurfa’da toplandı!
Başbakanımız, Kurtuluş Savaşı sırasında verdiği destansı mücadeleyle büyük kahramanlık gösteren Şanlıurfa'ya, İstiklal Madalyası'nı takdim etti. Günümüz Nemrutlarına inat, Hazreti İbrahim’in medeniyeti Şanlıurfa’mıza, İstiklal Madalyasını taktı!
Selam olsun, Hazreti İbrahim medeniyetinin takipçisi başbakanımıza ve çalışma arkadaşları bakanlarımıza!
Ey İstiklal Madalyalı Şanlıurfa, şanın önünde saygı ile eğiliyorum.

 

Please reload

Son Paylaşımlar

28.03.2017

Please reload

Arşiv