Hep büyük balık küçük balığı mı yer?

19.04.2016

“Alıp başını gitmek’’ sözü vardır ya güzel Türkçemizde. Hani bir anda ceketini bile almadan nereye gideceğini bilmeden yola koyulmak! Hatta ne kadar da gideceğini bilmeden, alıp başını gitmek bir kaçış mıdır yoksa bir arayış mıdır, bilemiyorum. Yoksa kendi kendine kalmak, kendini dinlemek, belki de kendini tokatlamak! Ya da acizliğini, çaresizliğini iliklerine kadar hissedip sığınacak bir köşe,  bucak aramak! Bu duygu karmaşası içinde bulunduğum hali yeterince ifade ediyor, sanırım. 
Geçen yazımda sizlere Bayırbucak gaza meydanında şehit düşen kardeşlerimizin çocuklarından, şehit emaneti yetimlerden öksüzlerden bahsetmiştim ya!  Yetim ve öksüz peygamberin, yetim ve öksüz ümmetinden! 
Belki de taze acımın burukluğu attı beni yollara! Yakın zamanda tattığım öksüzlük duygusu kısa sürede anlattı bana zorluğunu, anladım ana yokluğunu! 
Yanımda yetim, öksüz yol arkadaşım İsmail, alıp başımızı koyulduk yola, arabanın içerisinde sadece TRT Türkü kanalında çalan türkünün sesi: 
‘’Yara bende yara bende 
 Sel sel olmuş akar bende 
 Feryat ettim dağa taşa 
 Dağ dayanmaz yara bende’’ 
Nedendir bilmem yaklaşık 10 küsur yıldır devam eden yaralar var bendenizin vücudunda. Sıkıldığımda daraldığımda bir kaşıntı ile başlayıp sızım sızım sızlayan yaralarım! Alıştım bir nevi ne doktora gittim ne de bir çaresini aradım. Ben yaralarımdan memnun, onlar benden memnun! 
Ne İsmail konuşuyor ne de ben, sadece TRT Türkü! 
‘’Sivas’ın yollarına 
Çıkayım dağlarına 
Bırak ben beni vuram 
Ölüm gitmez zoruma!’’ 
Başkan düştü aklıma, işte o olsaydı ve Bayırbucak’tan gelen bu yetimlere, bu öksüzlere… 
Ne olacaktı ki, o kocaman güçlerin, devasa güçlerin yanında küçücük bir beden! 
Dünyanın kuralı da bu değil mi ki ‘’Büyük balık küçük balığı yutar.’’! 
Bir baktım Şarkışla şehir tabelası, Şarkışla’ya gelmişiz, o halde menzil belli, Elmalı köyü! 
Halit amcanın (Merhum Muhsin Başkan'ın babası) mezarına uğrayıp, sonra köyde kalan birkaç kişi ile dertleştik. Konu malum,  Başkan! 
Daha da arttı yaralarımın sızısı, sızım sızım sızlıyordu yaralarım! 
Birden kendimizi Kangal’da bulduk, oh ne ala tam yeri! 
Çoğumuz bilmez Kangal’ın yaralara çare olduğunu, ne irinli yaralara, ne sedef hastalarına şifa olmuştur Kangal! Hatta dünyada tek olduğundan, Putin’in vatandaşlarına koyduğu yasağa rağmen yarasına çare arayan, bir sürü Rus görürsünüz, Kangal Kaplıcasında! 
1987 yılında rahmetli Başkan ile gelmiştik buraya, işletmeci Ünsallar ailesiyle, 30 yıllık kadim dostluğum vardır. 
Yerimizi ayırdık, baktım İsmail kardeşimin yarası depreşmiş “Beşiktaş” yarası! Bizi gülümseten bu sevimli espriden sonra, Yukarı Tekke mezarlığına Fidan YAZICIOĞLU anamıza (merhum Başkanın anası) ve o elim kazada kurban verdiğimiz dava arkadaşlarımıza uğradık. 
Bizi şehidimiz Erdal Çetin’in cenazesi karşıladı! Sızım sızım sızlayan yaram, bir başka sızladı ki sormayın, daha küçücük yaşta anasının omzuna yaslanmış yetim oğlu! 
Kendimizi zor attık kaplıcaya, havuza girdim balıklar saldırdı yaralarıma! 
İsmail ilk kez konuştu, ‘’Reis biliyor musun burada küçük balıklar, büyük balıkları yiyormuş’’! 
Ne dedin İsmail? 
‘’Burada diyorum küçük balıklar, büyük balıkları yermiş!’’ 
Nedendir bilmem yaralarımın sızısı azaldı, balıklardan mı bilmem! 
Demek, küçük balıklar da büyük balıkları yermiş 
O zaman, ha gayret küçük balıklar! 
Ha gayret! 

 

Please reload

Son Paylaşımlar

28.03.2017

Please reload

Arşiv