Titreye titreye ölmemek için titreyip kendimize dönelim

09.06.2016

Zamanı anlayamaz ve zamanın hakkını veremezseniz, zamanınızdaki olayları idrak edemez, körleşirsiniz! Birileri sizin elinizden tutar,  o el sizi ne tarafa çekerse o yöne gider, kulağınıza ne fısıldarsa, kulak gözünüzle,  olan biteni beyninizde o şekilde canlandırırsınız. 
Durumumuz aynen bu! 
Bu köşede yazmaya başladığım ilk günden bu yana ısrarla, bıkmadan, usanmadan “Bakmıyoruz görmüyoruz,  bakmadığımız ve görmediğimiz için de önümüze ne konuyorsa onu görüyoruz! “ diyerek kendimi paralıyorum! 
Geldiğimiz noktada da en nihayet görme yetimizi de kaybettik artık, ama olduk! İstenildiği gibi olduk, kolumuza girenin kulağımıza fısıldadıkları ile olan biteni kabulleniyoruz!  
İdrak ediyoruz diyemiyorum, kabulleniyoruz! 
Bu milletin asli unsuru adeta suçlu, cani, eli kanlı bir hale getirildi! Sadece bir kolundan değil her bir tarafından çekiştirilip, pısırık bir hale getirildi! 
Daha yakın bir zamanda bir vesile ile gittiğim İsviçre’ de, kaleme aldığım bir yazımda “Bu toplantı neden Zürih’te yapılıyor?” diyerek bir şeyleri ifade etmeye çalışmıştım. Hatta “Lozan’ın yerine Zürih mi konuyor?” diyerek bir bakış açısı açmaya çalışmıştım,  çünkü Lozan’ın ortaya koyduğu sınırlar değiştirilmeye çalışılıyor! 
Evet, yanlış okumadınız! 
Lozan’da çizilen sınırlar değiştirilmeye çalışılıyor! Alman meclisinde kurulan tezgah da bu gayretin bir başka cephesi! Bunu görmeyen, göremeyen gözler, kör değil de nedir? 
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluş esası, varlık sebebi ortadan kaldırılmaya çalışılıyor! 
Bir daha yazıyorum; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin varlık sebebi ortadan kaldırılmaya çalışılıyor! 
Alman meclisinde alınan bu karar gökten zembille inmedi! On yıl öncesinde, Türkiye’nin haritada yerini bilmeyen Güney Amerika ülkeleri, meclisleri ile başladı bu süreç.  Emperyalist ülkelerin beslemesi Ermeni Diasporasının, sinema filmleri, müzik albümleri, belgeselleri Güney Amerika ülkelerinin mebuslarının, posta kutularına dolduruldu!  O mebuslar da gördüklerine inandılar. Avrupa’nın göbeğinde hariciyecilerimiz şehit edildi!  Öyle, 100 yıl öncesinde değil, 20- 30 yıl öncesinde! Hangisinin katili bulundu,  hangisi cezalandırıldı? 
Bu ülkenin sanayicisi, Ömer Sabancı’nın katilini mahkemeye çıkarmayı başaramadık! 
8 Ekim 1918 desem, kaçımız Talat Paşa’nın katledildiği tarih diyebilecek? Talat Paşa, Osmanlı imparatorluğunun sadrazamı, eşinin gözünün önünde şehit edildi, katili berat etti! 
Van, Bitlis, Kars, Erzurum ve daha pek çok vilayetimizde katledilen Müslümanları telaffuz eden kaç kişi?  1917’de, 350 000 Azeri Türk’e, Ermeniler tarafından soykırım yapıldığını neden kimse dinlendirmez? Kaç Avrupa Meclisi gündeme aldı, bu soykırımı? 
Allah aşkına, ne oluyor bize? 
Bu hal bize yakışıyor mu? 
Ermeni’ninki can da, Müslüman Türk’ün, Kürt’ün canı, can değil mi? Hadi onlar dikkate almaz bize ne oldu! 
Tezgah aynı, iki kelime ile bizi köşeye sıkıştırıyorlar! 
Katliam ve soykırım! 
Kahramanmaraş ve Çorum’dan laf açılsa, “Katliam” peki katliam,  biri de çıkıp bana şunu söylesin:  “Katiller kim?” 
Mahkeme kararlarına rağmen, ısrarla belirli Anadolu çocuklarının katil ilan edilmesi hangi ahlaka sığar? 
Bir tek piyango bileti satılmayan Kahramanmaraş’ta yüzlerce seyyar piyangocu nereden çıkmıştı, neden sorulmaz? 
Bu kadar da mı körleştik? Hadi onlar sormaz.  Bizim MHP, AKP vekillerinin biri de çıkıp, Selahattin Demirtaş ‘ a “ Ermeniler Van, Kars, Erzurum’da Müslüman Kürtleri katlettiler! Sen hangi ahlaka, hangi vicdana sahipsin ki bu meclisin altında,’Ermeni Soykırımı tanınmalı’ diyebiliyorsun?”diye sormuyor? 
Bir tane televizyon kanalı,” Şu Alman meclisinde adı Türk olan vekillerin yaptığı nedir, bunlar neyin nesi?” diyerek neden konuşmaz? 
Evet,  Marksist, Leninist, Stalinist, Mao’cu işbaşında! 
Dün olduğu gibi bugün de, Alevi ailelerin çocuklarını da tetikçi olarak kullanıyorlar! 
Dillerinde de “Katliam ve soykırım “! 
Hey hat! 
Sınırlarına tecavüz edilen ülke, bizim ülkemiz!  Şehit edilenler, bizim evladımız! Yakılan camiler bizim! 
“Dünya beşten büyüktür “ diyen bizim devlet başkanımız! 
 Ama gelin görün ki, dün Abdülhamit’ e “Kızıl Sultan “ dendiği gibi, bugün de Birleşmiş Milletler kürsüsünden, mazlumun sesi olan devlet başkanımıza “Diktatör “ deme alçaklığı gösteriliyor! 
Yeter artık! 
Titreyip kendimize dönelim! 
Yoksa titreye titreye can vereceğiz! 

 

Please reload

Son Paylaşımlar

28.03.2017

Please reload

Arşiv