Tohumluk Yaylası Keş Dağı olmadı!

10.07.2016

Ölümler bayramlara karıştı, dudaklar elleri öpemez oldu, eller yumruk olup döşer oldu dudaklara! Rahmetli Abdurrahim Karakoç bugünleri mi görüp de yazdı, acep o mısraları? 
“Ana, bu bayram mı? Aman çok ayıp 
Çocukken gördüğüm bayramlar hani? 
Mübarek elleri öpüp, koklayıp 
Yüzüme sürdüğüm bayramlar hani?” 
Bayramı, bayrama gidenlerin yolunda patlayan bombalarla karşılayıp, bu Ramazan'ı ölümlerle yolculadık! 
Patlayan bombaların sesinden mi yoksa 45 cana yanan yürek yangınından mı nedir, arada olanları duyamadık, göremedik! 
Giresun’dan gelen haberle, memleketimin dağlarına yine bir helikopter, yüreğime de yeni bir ateş düştü! Ne zaman bir helikopter kazası duysam yüreğim ağzıma gelir, içimin yangınını duyarım nefesimde! Her helikopter kelimesi benim ve milyonlarca insanın yüreğindeki yangını üfler! 
Hamdolsun ki 25 Mart 2009’dan tecrübeliydik bu sefer,155’i aramadı insanımız, kendisi tırmandı bu Tohumluk Yaylasına, ambulans beklemeden, helikopterin parçalarından sedye yapıp taşıdı yaralıları en yakın hastaneye! 
Yaralı halde, saatlerce, “Alo, biz helikopterle düştük!” diye feryat eden birini dinlemedik televizyon ekranlarından! Valimizin, “Generalimiz bacağından yaralı, şu anda hastaneye getiriliyor” açıklamasına sevinip, sonucunda da üzülmedik hamdolsun! 
İş kaldı, helikopter düştü mü, düşürüldü mü meselesine! Sizi bilmem ama bendeniz, hiç bunda olmadım! İçerisinde asker, polis ve vatanperverleri taşıyan helikopterler ne zaman düşse merak etmeyeceğim, düştü mü, düşürüldü mü diye. Merak edenlere de asla kızmam en tabii haklarıdır. 
Askerler ve vatanperverlere rahat yataklarda ölmek yakışmazdı ki! Elbette ki onların sevenlerinden çok sevmeyenleri var! Onların varlığını kendi varlıklarına tehlike görenler, mertçe vuruşmaktan kaçan kancık tabiiyetliler! 
Ağlamamız da üzüntümüzden değil, gözyaşlarımız “Neden biz de yanınızda değildik” acısındandır! Bu kancık tabiiyetlileri bulmak da benim, bizim görevimiz değilmiş ki, 1979-1980’lerde Fatsa’nın dağlarındaki kancık tabiiyetlileri bulmaktan idam edildi benim ağabeylerim! C5’lerde işkence görürken, o mübarek bedenlerine cereyan teli bağlanırken “Ulan bu devletin askeri, polisi, savcısı, hâkimi yok mu?” diye sorgulanmışlardı! 
Giresun Alucra Tohumluk Yaylası, Keş Dağı’na götürdü beni! Ramazan'ı yolcularken Atatürk Hava Limanında patlayan bombaların gürültüsüne karıştı, kapanan Keş Dağı dosyasının sesi! 
25 Mart 2009’da, Keş Dağı’na düşen Muhsin Yazıcıoğlu, Erhan Üstündağ, Murat Çetinkaya, Yüksel Yancı, Kaya İstektepe ve saatlerce halini televizyonlardan feryat ederek anlatmaya çalışan İsmail Güneş kardeşimizin şahadetlerinde, takip edilecek bir hususun olmadığı kararını verdi mahkeme (!) Yedi buçuk saat süresince bizzat bendenizin de belge ve bildiklerimi arz ettiğim mahkeme, takibe gerek yok, dedi! 
Dedim ya, bendeniz suikast mı değil mi onda değilim, hamdolsun ki benim ağabeylerim hiçbir vakit rahat döşekte can vermediler! Muhsin Başkan da kardeşlerim de çok güzel Hakk’a yürüdüler! Öyle bir cenaze kime nasip olurdu ki? 
Bu kararı veren Sayın Hâkime sadece şunu sormak isterim: 
“Sayın Hâkimim, hadi suç yoktu, hata yoktu, ihmal de mi yoktu?” 
Hoş, merhum Abdurrahim Karakoç, denecekleri demiş zaten yıllar öncesi: 
“Ya bayramlar bayram olsun kurtulsun. 
Ya takvimler cayır cayır yırtılsın!..” 

 

 

 

Please reload

Son Paylaşımlar

28.03.2017

Please reload

Arşiv