Kudüs 164 yıldır bekliyor!

28.08.2016

‘’Zeytindağı’nın tepesindeyim. Lût Denizi’ne ve Gerek Dağları’na bakıyordum. Daha ötede, Kızıldeniz'in bütün sol kıyısı, Hicaz ve Yemen var. Başımı çevirdiğim zaman Kamame'nin kubbesi gözüme çarpıyor. Burası Filistin'dir. Daha aşağı Lübnan var; Suriye var; bir yandan Süveyş Kanalı'na, öbür yandan Basra Körfezi'ne kadar çöller, şehirler ve hepsinin üstünde bizim bayrağımız! Ben bu büyük imparatorluğun çocuğuyum. 

Falih Rıfkı Atay’ın tarifinden ne eksik şu anda: bayrak! 

Artık bu diyarlarda benim bayrağım dalgalanmıyor! 

Aslında bütün mesele de bu ya! 

Tam da yerindeyim, Kıyamet Kilisesi ile ilgili, Falih Rıfkı Atay’ın yüz küsur yıl önceki anlatımından okuyalım önce, ‘’Rahat döşeğinde ölmeyen İsa'nın mezarı etrafında, çepeçevre, Müslüman jandarmaları nöbet beklemektedir. Kilise içinin her parçasının bir başka millete ayrılmış olduğunu yazmıştım: Her millet kendi yerini süpürür, yıkar ve taşı üstüne yalnız o milletin ayağı basar. Birinin süpürgesi ötekinin taşına dokundu mu, cinayet olur ve İsa'nın mezarına gözyaşı yerine kan sıçrar. Şişli bastonlar gibi, Kudüs'te hançerli putlar vardır. İsa'nın mezarı, üstünü temizlemek sevabı pay edilemediği için, toz toprak içindedir, ipi kopararak düşen çanı hiç kimse kaldırıp yerine takamaz. Beytüllâhim Kilisesi de böyle idi.’’! 

Kıyamet Kilisesi’nin içerisinde neler olduğu ve şu anda neler yaşandığını anlatmaya kalksam haftalar sürer. Sadece şunu bilmenizi isterim ki, Hristiyan alemi kilisenin her bir metrekaresini paylaşmış,  tüm ziyaretçiler yerdeki toprağı öpmek için sıra bekliyor! 

Başkonsolosumuz Sayın Cenk Bey, bir merdivenin önünde durduruyor ve başlıyor anlatmaya, ‘’Sultan Abdülmecid'in tahtta olduğu 1852 yılında temizlik sırasında bir gün mezhepler, ‘Siz bizim sevaplarımızı kapıyorsunuz’ diyerek birbirlerine girince büyüyen çatışmalarda onlarca kişi ölüyor! Sultan Abdülmecit bir ferman yolluyor ‘Kutsal mekânlara ben geleceğim, milimi milimine kimin nereyi temizleyeceğini ben belirleyeceğim. Bundan sonra da bir taşı yerinden oynatan kafasını yerinden oynatmıştır. Biline…’ Ferman, Kudüs'e ulaşılır ulaşmaz kilisenin önündeki meydanda okunur. O sırada bir Ermeni papazı kilisenin ön cephesindeki pencerelerden birini, dayadığı ahşap bir merdivene basarak temizlemekle uğraşıyor. Papaz fermanla derhal aşağı indiriliyor ancak merdiveni kaldırmak istediğinde hayır denilerek müdahale ediliyor. O günden beri bu merdiven, burada duruyor.’’ 

Sıkı durun işte bu kilisenin anahtarı 637 yılında Hazreti Ömer’in Kudüs’ü fethinden beri bir Müslüman aileye veriliyor! Kudüs’ün haçlılar tarafından işgali ile anahtar el değiştiriyor ancak 1187 yılında Selahaddin Eyyubi tarafından yine aynı aileye verilir! 

Hazreti Ömer Camii’nden ‘’Allâhu Ekber (Allah en büyüktür) Eşhedü en lâ ilâhe illâllah (Şahitlik ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur) Eşhedü enne Muhammeden Resulûllah (Şahitlik ederim ki Muhammet Allah’ın elçisidir)’’ sesleri yükseliyor!  

Geçen yazımda kara elbiseli adamlardan bahsetmiştim, bu adamlar kim diye soranlarınız olmuş! O kara elbiseli adamlar sadece ibadet ve çocuk yapmakla görevlidirler! Hemen hemen hepsinin de beş çocuğu vardır(!) 

Sizler bu yazıyı okurken bendeniz dönüş yolunda olacağım. İstanbul’a uğrayıp, 29 Ağustos’ta ‘Manisa Demirci’de, 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da olmak için yola koyulacağım! 

Çoğunuzun aklında şu soru var biliyorum, “Bu Kudüs ziyaretinin sebebi nedir?” 

Giderken inanın bendeniz de bilmiyordum, dönerken anladım, Salı gününü bekleyin. Siz de bu arada şunu düşünün; Kıyamet Kilisesi’ndeki o merdiven 164 yıldır Sultan Abdülmecit’i bekliyor! Ümmet 164 yıldır ne yaşıyor? 

 

Please reload

Son Paylaşımlar

28.03.2017

Please reload

Arşiv