Sayın Cumhurbaşkanım

04.09.2016

Anadolu;  Asya ve  Avrupa’nın arasına uzanmış, memesinden insanlığı emziren yorgun ana! 

Arkeologların kaza kaza yaşını bulamadığı toprak! Doğurgan rahminde bu tarih sürecinde bize de canından can verip doğuran, emziren,yedirip içiren anamız! 

Ne zaman geldik, sığındık kucağına, tam tarihi belli bile değil. 1071 tarihi üzerinde ittifak edilmiş; ancak belli olan şu  ki, ilk önce Gazi dervişler, Alperenler gelmişler. Piri Türkistan Hace Ahmet Yesevi dergahında pişip yola koyulmuşlar. Yola çıkanlar yurt edinmek, vatan tutmak için çıktıkları bu yolculukta üstlerinde bir hırka, ellerinde bir asa yola revan olmuşlar. 

Belki de onlar, bu ihtiyar dünyada yurt tutmak için yola çıkan, eline silah almadan yola çıkan ilklerdi! 

Her şeyden önce bir meslekleri vardı, çünkü mesleksiz insan aç insan, aç insan mağdur insan, mağdur insan mahkum insan, mahkum insan ise köle insan demekti, bu, ilk ders olarak öğretilmişti onlara! 

Sohbetin, en büyük gaza meydanı; sözün, en iyi gaza silahı olduğunu biliyorlardı. 

Fethin asıl yürekten başlayacağını, yürekler fethedilmeden yapılanın, işgal olacağını biliyorlardı! Silahın işgal, sözün fetih için, olduğunun idrakindeydiler! Silahlarla, ölümlerle tutulan vatanın, gün gelip ölüm kusacağını biliyorlardı! 

Hem de ölümün, vahşetin en çok olduğu, gönüllerin mahsun, zalimlerin ölüm ektiğizamanda geldiler Anadolu'ya! 

Kimler mi? Ebu'l Hasan Harakani, Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli, Hacı Bayram-ı Veli… 

Anadolu'nun en acılı günleriydi, yetim yavrular ağlıyordu bozkırlarında! 

Ebu'l Hasan Harakani dergahının kapısında, “Kim bu kapıyı çalarsa, dini, dili, ırkı ne olursa olsun, karnı doyrula altına döşek serile” yazmakta! 

Yunus Emre, ölümün kol gezdiği topraklarda, “Biz gelmedik dava için, bizim işimiz sevgi için, gönüller yapmaya geldik “ diyerek başladı söze! 

Hacı Bektaş-ı Veli, öldürmek için kalkan ele “eline”, ahlaksızlığın ahlak bellendiği anda“beline”, kem söz söyleyene “diline sahip ol” diyerek başladı söze! 

Hacı Bayram-ı Veli, “Neresi seni dünyaya çekiyorsa , sana Allah'ı unutturuyorsa, orası senin helakin için bir tuzaktır” derken sanki bugün düştüğümüz tuzağa dem vuruyordu! 

Piri Türkistan Hace Ahmet Yesevi, Sarı Saltuk'u “Saltuk Muhammed'im! Bektaş'im seni Rum'a göndersin. Var git Leh diyarında Makedonya ve Dobruca'da yedi krallık yerde nam ve şan sahibi ol” diyerek yollamadı mı Rumeli'ye! 

Anadolu, gerdanına boğazı gerdanlik yapıp takan güzel! 

Yüz küsur yıl önce de talan için geldiler, Yunus, Hacı Bektaş-ı Veli, Ebu-l Hasan Harakani ve Hacı Bayram-ı Veli öldü sanıp, Polatlı’ya dayandılar, oysa “Ölen bedendir, aşıklar ölmez”! 

İşte o anda,  Alperenlerin, Gazi Dervişler'in adı da “İrşad Heyeti” oldu! 

Mehmet Akif Ersoylar, Ali Şükrü Beyler, Yunus Nadiler dedelerinin yerini alıp adım adım dolaştılar Anadolu'yu! Rivayet odur ki; Milli Mücadele bu “İrşad Heyeti” ile başlamıştır! 

Daha yakın zamanda da “Akilller Heyeti” birbirine soğumuş gönülleri ısıtmaya çalışmadı mı? 

Evet, 15 Temmuz'da da “Başarısız Bir İşgal Girişimi” yaşadık; birbirimizle uzaktık, 7 Ağustos'ta yan yana durduk! 

Şimdi de tıpkı asırlar öncesinde ve Milli Mücadele yıllarında olduğu gibi “Gazi Dervişler”bir başka ifade ile de “İrşad Heyeti” oluşturup, yola koyulma zamanı olsa gerek! 

Anadolu'da adı “Kahvehane” olup asli işlevinden uzaklaşan bu mekanları asli vazifesine döndürüp “Sohbet Medeniyeti” inşasına başlanmalı! 

Hülasa, Anadolu tez elden yeniden, gönülden fetholunmalı! 

Saygı ve hürmetlerimle arz ederim. 

 

Please reload

Son Paylaşımlar

28.03.2017

Please reload

Arşiv