Sayın Milli Eğitim Bakanımıza

22.09.2016

Daha dün annemizin kollarında yaşarken 
Çiçekli bahçemizin yollarında koşarken 
Bugün okullu olduk sınıfları doldurduk. 
.… 
Benim zamanımın çocuk şarkılarından biri, belki de okulda öğrendiğimiz ilk şarkı da olabilir. 
TRT çocuk korosundan sık sık dinlerdik. 
Fındıklar satılmış tefeciye borçları kapatıp, yeniden borç alabilme hakkını kazanan babam yeni bir ‘’Emek‘’ marka lastik ayakkabı (cizlavit) almıştır. Eğer okula yeni başlamışsan her şeyin ister istemez yeni alınmıştır. Yalnız önemli olan şu ki her şey bir iki numara büyük, ayakkabı iki numara büyük, önlük iki beden büyük, kısacası alınan her şey en az iki sene giyilmek için alınmıştır! İki sene sonrasında da yenisinin alınacağı garanti değildir, yırtılan ayakkabı, pantolon ve önlükleri yama yaptırıp bir iki yıl daha giyme ihtimalin yüksek! 
Hele bir de memleketin benim gibi Karadeniz’de ise eyvah, ev ile okulun arası en az üç kilometre! 
Her sabah elinde bir fındık odunu okulun yolunu tutarsın. “Fındık odunu da ne?” diyecek olursanız, okulda yanan sobanın odununu biz öğrenciler götürmek zorundaydık. 
İlk dersimiz ‘’Ne gördün, ne duydun?’’ ile başlar, ilk derste köyde ne oldu, ülkede ne oldu onlar konuşulur. Köyde kim öldü kim kaldı, kim hasta, kim kiminle kavgalı konuşulur, evinde radyosu olan ajanstan dinlediği haberleri aktarır! Evet, yetmişli yılların başında benim köyümde elektrik yoktu, dolayısıyla parası olanın bile evinde televizyon yoktu. Öğle aralarında anamızın hazırladığı tereyağlı veya keşli (çökelek) ekmeği yer karnımızı doyururduk. Akşam olduğunda evde üstümüze düşen işleri yaptıktan sonra, örneğin akşam yakılacak odunu sen kesmek zorundasın, yemekten sonra aynı odada gaz lambasının ışığında derslerini yaparsın. 
Bahar geldiğinde derslerin çoğu, dışarıda bahçede veya köyün bir yerinde yapılır,  Mayıs ayı geldiğinde çevre köylere gezi düzenlenir beraberce top oynanıp, güreş tutulurdu. Dolayısıyla da biz köyümüzü, köylümüzü ve çevre köyleri ve komşu köylümüzü tanıyarak büyürdük. Ondan mıdır ne, köyümüzü ve komşu köyleri çok ama çok severdik ve hala da çok seviyoruz. Bugün gurbette bulunanlar mutlaka bulundukları diyarlarda, ister yurtiçi, ister yurtdışında olsun mutlaka köyünün adını taşıyan dernek kurmuşlar ve o derneklerde ananelerini yaşatmaya, köylerine karınca kararınca yardım etmeye çalışmışlardır. 
Bu bayram köyümdeydim, her gidişimde okuduğum okula uğrar bir köşesine çöker,  bahçesinde ilk sahneye çıktığım ‘’Yarım Osman’’ piyesindeki Ahmet Yenilmez’i seyrederim! 
Şimdiyse okulum viran, köyüm bomboş! Kalan ailelerin çocukları da asfalt yollarda modern arabalarla kaloriferli okullara taşınıyor ve modern okullarda okuyorlar, her birinin çantasında da tablet! 
Nerden nereye demeden yapamıyor insan, yapılanlar karşısında gurur duymamak elde değil,  ama sanki bir şeyler de kayboluyor gibi! 
Evet, çocuklarımız yemek fabrikalarından gelen yemeklerle semiz bir şekilde yetişiyorlar, bizim gibi güdük kalmıyorlar! 
Ama sanki bir şeyler eksik gidiyor! Dedim ya, geçen bayram memleketim Ordu’daydım, yeni yeni asfalt yollar açıldığından hangi yoldan hangi köye gidilir bilmiyorum. Birkaç çocuk çıktı karşıma ve gideceğim köyün yolunu sordum, ne acı ki çocuklar bırakın yolu tarif etmeyi, köyün nerede olduğunu bilmiyorlardı! 
Bu sadece benim köyüm için geçerli değil, tüm ülkemizin çocukları neredeyse böyle! 
Sayın Başbakanımız bu yıl özellikle doğudan batıya geziler düzenlenmesini istiyordu, çok isabetli bir fikir ve acil olarak da hayata geçirilmeli. 
Milli Eğitim Bakanım Sayın İsmet Yılmaz Bey'i iyi tanırım, kendileri çok iyi bir kültür adamıdır, geçmişte de Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı yapmışlardı. 
Hani diyorum bu yıl ki eğitim öğretim yılını ‘’Kültürel Aidiyet’’ yılı mı ilan etsek? Çocuklarımız da köyünü, ilçesini, bölgesini ve vatanını bilerek yetişseler. 
Bu vesile ile yeni eğitim öğretim yılının, inşallah hayırlı uğurlu olmasını dilerim. 

 

Please reload

Son Paylaşımlar

28.03.2017

Please reload

Arşiv