Bir yanlış bin doğruyu götürür

09.02.2017

Bağrıma, ey ayrılık dikeni! Her zaman saplanma.! 

Ey gönül! Yüz eziyet gelse; göze başkasını alma. 

Bin bela yüklense ey can! Yardan ayrılma. 

Olsa yüz bin canım al ey hicran! Lakin kılma, 

Yârimi benden cüda yahut beni ondan cüda... 

Bundan tam 576 yıl önce doğmuş (9 Şubat 1441) atamız Ali Şir Nevai ne güzel tarif etmiş ayrılığı, çünkü ayrılığın vardığı son nokta acıdır, cefadır, matemdir, yok oluştur! 

En çok da bizim mahalleye, bizim yaşadığımız diyarlara serpilmiş bu ayrılık tohumu, en çok da bizim mahallede bağırmış avazı çıkarcasına ayrılık! Dolayısıyla da en çok bizim mahallenin, bizim yaşadığımız diyarların canını acıtmış ve ayrılık üzerine de en çok bizim mahallede, bizim diyarlarda türküler yakılmış! Lügatten değil bir kelimenin çıkarılmasına sadeleştirilmesine bile taraftar olmamışımdır hiçbir zaman. Daha da ötesi bırakın lügatten bir kelime çıkarmayı, sadeleştirilme girişimini bile ihanet saymışımdır, ancak imkânım olsaydı “ayrılık” kelimesini, çıkarırdım lügatlerden! 

Hele bugünlerde bir başka yakar oldu ayrılık kelimesi yüreklerimizi, neden mi: Milletin yüzde ellisinden fazlasının oyunu almış mevcut Cumhurbaşkanı ve hükümet yine milletin hür iradesi ile seçilmiş bir partiyi de yanına alıyor ülkenin daha iyi yönetilmesi için bir kararı Meclis'e sunuyor. Meclis de bu teklifi oylayıp “Ehline müracaat edelim” diyerek sandığı milletin önüne götürüyor. “Sen misin bunu yapan?’’ diyenler de torbalarındaki ayrılık tohumlarını serpmeye başlıyor! 

Öylesine ustaca seçiliyor ki mahalle, merhum Ali Şir Nevai’nin şiirinde de ifade ettiği gibi bin türlü belayla bağıra, çağıra serpiliyor tohumlar! Mahalle sakinlerinin iyi bildiği ve yaşayarak da doğruluğunu tecrübe ettiği ‘’Ayrılıkta azap, birlikte rahmet vardır’’ sözü bile kar etmez hale geliyor. Öylesine bağırılıyor ki ayrılık, sesi öyle çok çıkıyor ki aklımızı başımızdan alıyor! 

Bugünlerde ayrılık tohumunun serpildiği yer bizim mahalle, Ülkücülerin bir başka ifade ile MHP‘ye gönül verenlerin yaşadığı mahalle! Ne acıdır ki, mahallenin abilerinin en çok da aklı başında olması gerekenlerin, geçmişte bu ekimcilerden en fazla mağdur olanların bile, aklı başından gitmiş, dün kendilerine kurşun sıkanlar ile aynı ses tonunda, aynı şeyleri söyler hale gelmiş durumdalar! Mahallenin muhtarından memnun olmayabiliriz, ancak bu memnuniyetsizliğimiz mahalleyi yakmaya yıkmaya gelenlerle aynı safta, aynı ses tonunda, aynı şeyleri söylememize, en ağır ifadeyle, elimizi onların tohum torbasına daldırıp mahallemize kendi ellerimizle ayrılık ekmemize sebep olamaz, olmamalı! 

Ey bizim mahallenin sakinleri, ey Ülküdaşlar, bakınız bundan tam 48 yıl önce bugün, (9 Şubat 1969) CKMP üç hilalli amblemi ile MHP oluyor ve genel başkanlığına da merhum Başbuğ Alparslan Türkeş seçiliyor! Bendeniz o günleri hatırlayamıyorum bile yaşım yarım asrı geçmesine rağmen! Sonumuzu Allah bilir, ama şunun şurasında benim yaşımda olanlar da bu ülkeye ancak on yıl hizmet edebilme dirayetine sahipler! Bizim nesil, dokuz yıldızlı MÇP’nin, üç hilalli MHP olduğu ve Genel Başkanlığına da merhum Başbuğ Alparslan Türkeş’in seçildiği günleri yaşadı. (24 Ocak 1993) İster bundan 48 yıl öncesini, ister 24 yıl öncesini hatırlayalım hepimizin üzerinde ittifak edeceği bir gerçek var ki, merhum Başbuğ Alparslan Türkeş’in ömrü, bizim üzerimize ayrılık tohumu ekmeye çalışanlarla, mücadeleyle geçti! Bütün hükümet ortaklıklarına ve desteklerine bakılınca bu açıkça görülecektir. Bundan 48 yıl önce adı MHP konulan, genel başkanlığına da rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeş’in layık görüldüğü partinin mirasçılarına düşen görev de aynı çizgiyi takip etmektir! 

136 yıl önce ölen ama eserleriyle hala yaşayan, bendenizin de Ordu Ülkü Yolu Derneği başkanının ‘’oku’’ diyerek elime tutuşturduğu “Suç ve Ceza” adlı kitabıyla tanıdığım Dostoyevski’nin bir sözüyle bitirmek istiyorum yazımı, “Hayat bir sınavdır; ama diğer sınavlara pek de benzemez, çünkü bazen yaptığın bir yanlış, tüm doğrularını götürebilir”.

 

Please reload

Son Paylaşımlar

28.03.2017

Please reload

Arşiv