Bir Yenilmez’i uğurlarken

12.02.2017

“Rüzgar değmez oldu artık yüzüme  

Gün ışığı kapıma boş yere gelir;  

Kötü bir düş gibi dolar gözüme  

Bu toprak bana dağ, size tepedir!  

Toprak yukarda, gül, aşağıda yılan!  

Elimde kelepçe, gözümde burgu!  

Toprak, kemiğimden etimi soyan  

Hırsız, kanlı katil, kefen soyucu!  

Bütün uzuvlarım bana darılmış  

Kulağım unutmuş artık sesimi;  

Hepsi ayrı ayrı hayale dalmış  

Bu omuz, bu ayak bu el benim mi?” 

 

Bundan tam 83 yıl önce ebediyete yollanan Cenap Şahabettin, “On Ölüm Şarkısı” adlı şiirinde böyle anlatmakta ölümü! 

Tek kelime, tek cümle ile anlatamayacağımız ender yerlerdendir, mezarlıklar! İçinde bulunduğumuz zamana, mekana, haleti ruhiyeye göre anlam kazanır mezarlıklar! Allah’ın en muhteşem sanat eseri insanın hamuru, topraktan yoğrulmuş ya, o muhteşem sanat eseri doğar, yaşar, ölür ve yine kendisini bekleyen toprağa döner! O muhteşem eser geldiği gibi giderken fazladan sadece dört metre bez parçası alır yanına! Ne anasına, ne babasına, ne evladına, ne eşine, ne arkadaşına “Gel beraber gidelim” diyemeden, çıkar geri dönüş yoluna! Bir ömür harcayarak kazandıklarını bırak, bir tek delikli kuruşu bile götüremez yanında, çünkü o kuruşlar geçmez döndüğü diyarda! Zaten gelirken de yoktu kuruşlar, dostlar, düşmanlar, arkadaşlar hepsi de yalan dünyanın arzuları! 

Ordu’dayım cumhuriyetin ilk eğitimcilerinden amcam Kemal Yenilmez’i dönüş yolculuğuna uğurluyoruz! 

Doksanlı yaşlara dayanan bir ömür!      

1960’lı yıllarda Milli Eğitim Müfettişliği hakkı elinden alınan, sürgün yollarında geçen bir ömür! 

Sosyalist Kemal Yenilmez! 

Fikirleri yüzünden babası tarafından bile zaman zaman horlanan, devletinin gözünde daima şüpheli olan Kemal Yenilmez! 

Şimdi onu, cumhuriyetin ilk eğitmenlerinden babasının yanına, dedem Ahmet Yenilmez ’in yanına defnediyoruz! 

1970’li yıllarda bir suikast girişiminden ağır yaralar alarak hastaneye kaldırılmıştı, ama ben onu hastanede ziyaret etmeye gidememiştim! Bir ülkücü olarak sosyalist amcamı ziyarete gidememiştim, çünkü ziyaretine gitseydim ya dayak yerdim ya da... 

1980 yılının ilk aylarıydı, sosyalistlerin öğretmenler derneği TÖBDER’li yıllar, Ordu’da bulunan TÖBDER binası bugün düğünlerin yapıldığı, nikâhların kıyıldığı sahilde bulunan Ay Işığı Düğün Salonu’nun olduğu yerdeydi. Yine ortalık karışmış ve biz, TÖBDER’in camlarını kırmaya çalışıyoruz ama camlar kırılmıyor, içeridekiler dışarı kaçışıyor, elimde taşlar, bir anda amcam Kemal Yenilmez’in gülümseyen yüzü karşımda! Ne büyük bir utanç tablosu! Bu olaydan sonra hep başım eğik dinledim onu. Sırf bazıları istiyor diye yeğen amca birbirimize kırdırıldığımız yıllar… 

Zaman zaman Ordu Öğretmenevi bahçesindeki sohbetlerimizde, memleket meselelerini konuşurduk! Kendi fikirdaşlarım bana küfürler savururken o bana, “Aldırma Tayyip Bey doğru yolda“ demişti! Bunu onun ağzından duymak beni çok şaşırtmıştı! “Bütün iktidarlar sorunu biliyordu, ama hiçbiri cesur değildi. Tayyip Bey cesur ve başaracak“ demişti. Sayın Cumhurbaşkanı‘nın neyi başaracağını sorduğumda “Bu zalim düzeni değiştirecek“ demişti! Nasıl anladın amca dediğimde, “Zalimlerin yüzüne karşı, dünya beşten büyük, deme cesaretini gösterdi, gerisi gelir“  Devamında da “Sen Akif’i canlandırıyorsun, Nazım, Akif için, inanmış adam der, Tayyip Bey de inanmış adam!” demişti. 

Sosyalist Kemal Yenilmez’i dönüş yolunda, uğurluyoruz! 

Cenap Şehabettin ne güzel anlatıyor bu yolculuğu: 

 

“Girdiğim çukurdan iki facia:  

Burda karınca dev, insan noktadır;  

Toprağın altında bir zaman daha  

Tırnaklar ve saçlar uzamaktadır!  

Ölüler, ölüler, koşun imdada!  

Ölüler, sizin en yoksulunuzum!  

Ölüler, koşun ki öbür dünyada  

Topraktan bir sema ile mahpusum!  

Yağmur çisil çisil üstüme yağar.  

Tabiat kardeşim yasıma ortak;  

Şehrin üzerinde uçan bulutlar  

Serviler ucunda sallanan bayrak.”

 

Please reload

Son Paylaşımlar

28.03.2017

Please reload

Arşiv