SİS!

02.03.2017

Nice zamandır bir sis musallat oldu başımıza, doğudan yükselip üzerimize doğan, içimizi ısıtan, dünyamızı aydınlatan güneşimizi kapattı! 

Haliyle de adım atamaz, adım atsak da ya bir yerlere çarpar, ya da birbirimize çarpar olduk! Azıcık mesafe alsak bile, her yanımız yara bere doldu! 

Dün, yine sisli  bir İstanbul sabahında memleketim Ordu’ya  gitmek üzere havaalanına doğru yola koyuldum. Aslında bir gün öncesi geceden çıkacaktım yola ancak Ordu’nun semalarını da sis kapladığından uçuş iptal oldu! 

Ben sisli havayı memleketimin yaylalarından, köyümden tanır ve iyi bilirim! 

Evet, memleketimin dağlarına, ormanlarına, fındık bahçelerine sis çökerdi ama nefes almakta zorlanmazdık! Zamanımızın sisi de bir başka oldu. Sis içinde, bilmediğimiz neler taşıyorsa, nefes almakta bile zorlanıyoruz! 

Allah’tan erken çıkmışım yola, sis, zaten yavaş akan İstanbul trafiğini daha da yavaşlatmış! Radyodan öğreniyorum ki Sayın Cumhurbaşkanımız Pakistan’a ulaşmış sağ salim, çünkü Sayın Cumhurbaşkanımız da sisli bir günde uçtu Pakistan’a ! 

Yine öğreniyorum ki NASA, iki yüz bin dolar karşılığında Ay’a yolculuk başlatmış! Aya çıkan turistler ayın etrafında dört tur atıp döneceklermiş! Allah muhafaza sise tutulmasalar bari (!) 

Dedemiz Uluğ Bey, 1429 senesinde Semerkant, Taşkent’te rasathane kurduğunda bırakın NASA’yı, ABD yoktu! Adamlar Ay’a turist yolluyor ben sisli bir İstanbul gününde Atatürk Havalimanı'na ulaşmaya çalışıyorum, ama bu sis başka nefes almakta zorlanıyorum! 

Kazasız, belasız havaalanına ulaştıktan sonra  kahvemi alıp terasta sis kaplı havaalanı manzarasını seyrederken, yanıma hiç de hak etmediğim iltifatlar eden iki polisimiz geldi. Resim çektirdik hal hatır sorduk birbirimize, hepimiz sisten şikayetçiydik ve hepimiz sisin içinde nefes almamızı zorlaştıran şeyin farkındaydık! İkisi de Erzurum’luydu ve Erzurum’a Özbek bir tutuklu götürüyorlardı. Götürülen Özbek olunca ve şu sisli günlerin daha ilk günlerinde içimizi yakan Reina baskını, geldi aklıma! Döndüm adını sordum “Uluğ Bey” dedi. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü sanki! Bilecik’te dokuz yıldır garsonluk yapıyormuş pasaportunu kaybetmiş haliyle de tutuklanmış! İki kız kardeşi varmış, ikisi de ülkemizde evli. İster istemez Reina’yı sordum “Ya“ dedi ! Neden “Ya “ dedim, yüzünü ekşitti konuşmak istemedi. “Bu DEAŞ içerisindeki Özbek” dedim, yüzünü daha da ekşitti! “Peki neden oluyor bunlar?” dedim, artık dayanamadı, “Ağabey biz hep baskı altında büyüdük, her şey yasak, namaz bile yasak, namazı kılsan devlette iş yapamıyorsun, hala Rus’un dediği oluyor.”! 

Bu sefer benim ağzımdan “Ya” çıkıverdi! 

“Peki ne veriyor, bu katil DEAŞ bu insanlara” dediğimde, “150 bilemedin 200 dolar” dedi. 

İçime bir od düştü ki sormayın! 

Uluğ Bey’in kendisi de, iki kız kardeşini doyurmak, dokuz yıldır ayrı yaşadığı nişanlısına kavuşmak için Bilecik’te garsonluk yapıyormuş. İnşallah kendisi için dedikleri doğrudur da sığınma başvurusu kabul edilir! 

405 numaralı kapıya gitmemizi rica eden  anonsla, uçağa yöneldim, bindiğimde koltuğa yığılıp kaldım! Bu başımıza musallat olan sisi dağıtacak kuvvetli bir rüzgara ihtiyacımız vardı. Bu rüzgar da olsa olsa milletin estireceği rüzgar olacaktır ! Bu toprakların üzerine çöken sisleri her zaman bu milletin estirdiği rüzgarlar dagıtmadı mı, yine... 

Ne zaman uçağa binsem uçak kalkmadan dua ederim! 

Allah’ım, 16 Nisan’da, ülkemize kuvvetli bir rüzgar nasip et! 

 

Please reload

Son Paylaşımlar

28.03.2017

Please reload

Arşiv