Bu gece helalleşelim

30.03.2017

Mart ayı itibariyle başlayan seyrü seferimiz devam ediyor. Kâh Avrupa’da kâh Anadolu’nun bir köşesinde tiyatro oyunumuzu sahneliyor, yaklaşık otuz yıla dayanan dostluklarda sohbete dalıyoruz. Dile kolay tam otuz yıl olmuş, bendeniz Anadolu’ya, Avrupa’ya, Türk illerine seyahate başlayalı. 1986 yılında “Asım’ın Nesli” oyunu ile başladığım yolculuğa, “Kırılan Güller” ile devam etmiştim. Bu oyunda, 12 Eylül zalimlerinin zulmünü anlatmış, idam sehpalarında soldurulan gül yüzlülere, gönüldaşlarımızla ağlamıştık! 

Hiç unutmam Kayseri’de bir sinema salonunda, ‘’Kırılan Güller” oyunumuzu sahneliyorduk ve oyunumuzda bir idam sahnesi vardı. Tam idam sahnesi canlandırılırken salondan yükselen, “Durun, ağabeyimi asmayın!” feryadıyla, ne yapacağımızı bilemez halde kalakalmıştık öylece! Hamile olduğu anlaşılan bu bacımızın, idam cezası alan bir ağabeyi olduğunu öğrendiğimde, gece boyunca ağlayarak dolaşmıştım, Kayseri sokaklarında! Çaresizlik vardı her zerremizde, ne çalacak bir kapımız ne de halden anlayan vardı! Arzı halimizi dile getirecek makam hayaldi! 

Aradan yıllar geçti, yaşananlar haliyle mazi çöplüğünde yerini aldı ve unutuldu! 

Varlığı paylaşmak kolaydır da, yokluğu yetirmek zordur! 

Yokluğu yetiren bizler, varlığın içinde birbirimizi kaybettik! 

Yolum bir kez daha Tokat’ın Zile ilçesine düştü! 

Yolum ne zaman Zile’ye düşse, ilk iş olarak Ertuğrul Dursun Önkuzu’nun mezarını ziyaret ederim! 

Bizim için çok önemli, çok anlamlı bir isimdir. Ertuğrul Dursun Önkuzu, 23 Kasım 1970 tarihinde Ankara Yüksek Öğretmen Okulu'nda şehit edilmişti! Ciğerlerine hava basılarak şehit edilmişti! Cebindeki para otuz beş kuruş, yediği son öğün de tek bir simitti! Merhum Ertuğrul Dursun Önkuzu’nun otopsi raporu bile geçmişte yokluğun nasıl yetirildiğinin en güzel ispatı değil mi?           

İlkokul öğrencisi iken, merhum Önkuzu’nun milli İslami kitaplar hediye ettiği, Zile Belediye Başkanı Sayın Lütfü VİNİDEL, çocukluk günlerinde tanıdığı Önkuzu’yu, o günlere dönerek, adeta çocukluğunu yeniden yaşayarak bizlere anlattı. Oyun öncesinde Sayın Başkanla, buram buram örf anane kokan, her selam verdiğinizin hanesine buyur edip bir yudum çay, bir lokma ikram etmeden bırakmadığı Zile sokaklarında dolaşmıştık! Derisi çatlak, teni esmer insanlarla ülke, dünya gündemini konuştuk! Kimi soğanını satamamış, kimi tarlasına açılacak sulama kanalını beklemekte! Gerçek şu ki hepsi de ne olduğunu, bu yaşadıklarımızın ne anlama geldiğini herkesten daha iyi bilmekte! 

‘’Olsun bu sene de satamayıverelim soğanımızı, geçen sene iyi fiyata sattık hamdolsun. Devletimiz var olsun gerisi kolay’’ diyor, derisi çatlak, teni esmer Zileli! 

Adaşım Sıraç Ahmet’e “Nasılsın” diye sorduğumda ‘’Nefes alıyoruz ya solumaya gerek yok” diyor!  Zile Saray Sineması, her biri Ertuğrul Dursun Önkuzu siluetli gençler, Türkmen Veli, Kürt Veli, Kızılbaş Veli, Sıraç Ahmet tarafından hınca hınç dolmuştu, oyunumuzun bir yerinde repliğime ‘’Ya İstiklal…” diye başlamıştım ki salon adeta inledi: ‘’Ya Ölüm’’! 

Salonda bulunanlardan kime, “Ertuğrul Dursun Önkuzu” deseniz, içinin acısını yüzünden okursunuz!   Hülasa, kimileri varlık içinde birbirini param parça ederken, Anadolu yokluğu yetirmeye, her şeyi paylaşmaya devam ediyor! 

Birileri, birbirini görmemek için yüzünü çevirirken, Anadolu güne selamlaşarak başlayıp, helalleşerek bitiriyor! Dolayısıyla da bugünlerde varlık içerisinde olanlar ne yapacaklarını bilemezken, yokluğu yetirenler, ne yapacaklarını çok ama çok iyi biliyorlar! 

Ey varlık içerisindekiler, bu gece Regaip Kandili, hiç olmazsa, gelin bu gece, yokluğu yetirdiğimiz günlerde, birbirimize geçen haklarımız için helalleşelim! 

Bendenizin kime ne hakkı geçmiş ise helal olsun, siz de hakkınızı helal edin!

 

Please reload

Son Paylaşımlar

28.03.2017

Please reload

Arşiv