Dünya bize hasret!

09.04.2017

Öylesine daraltıldı ki dünyamız, daracık bir alanda yaşamaya, düşünmeye başladık! 

Bir de bakmak ve görmek melekemizi kaybettiğimizden dolayı da daracık köşemizde, bırakıverdik başımızı birilerinin elleri arasına! O birileri neyi görmemizi istiyorsa da başımızı o yöne çevirdi ve biz onların görmemizi istedikleri şeyi gördük ve neye inanmamızı istiyorlarsa ona inanmaya başladık! Hele hele, dünyanın bir ucundan kalkıp gelip, İslam ile şereflenip, İslam’ın bayraktarlığını yapmış, bir başka ifadeyle İslam’ın dünya dini olmasında en büyük pay sahibi olmuş bir milletin, böyle daracık bir alana sıkışmaması lazımdı! 

Sıkışınca ne olur? 

O millet mankurtlaşır! 

Belki bize ağır gelecek ama maalesef halimiz mankurtlaşmış bir halden başka bir şey değil! 

Şöyle bir bizi çevreleyen, başkaları tarafından içerisine hapsedildiğimiz duvarları yıkabilsek, dolaşmaya hareket etmeye başlasak, kafamızı sağa sola, yukarıya kaldırıp çevirebilsek, inanınız ki bakacağız ve göreceğiz! Görünce de aslında ne olduğumuzu, bizim biz olabilmemiz, bizi biz yapan değerlerin ne olduğunun farkına varacağız ve o hal gereğince yaşayacağız! 

Bu mankurtlaşmak bizi aynı zamanda da kimliksizleştirdi, aidiyet ve mensubiyet duygumuzu yok etti! Aidiyet ve mensubiyet duygumuzu kaybedince de kuvvetli rüzgarların oradan buraya savurduğu kuru bir yaprak halini aldık! 

28 Ağustos 2016 tarihinde bu köşede ‘’Kudüs 164 Yıldır Bekliyor’’ başlıklı bir yazım olmuştu. 164 yıldır Kudüs’te Sultan Abdülmecit’i bekleyen bir merdivenden bahsetmiştim ve Sultan Abdülmecit 164 yıldır Kudüs’e gidemediği için de dünyanın yaşanamaz bir hal aldığından bahsetmiştim! 

Beş gün süren bir Suudi Arabistan gezisinden döndüm. Ümmet için gözyaşları dökerek Kabe’de tavaf yapıp dua ettim, say yaparken zehirli gaz ile katledilen ümmetin çocukları için feryat ederek koştum! 

Medine-i Münevvere ’de Efendimizin (SAV) huzuruna başım önde utancımdan ağlayarak selamınızı ilettim! Mübarek selamımızı aldı mı bilmem, o ‘’Ümmetim, ümmetim’’ diyerek ümmetini isteyen Peygamber olduğundan selamımızı almıştır inşallah! 

Yasak olmasına rağmen Mekke, Medine, Taif, Tebuk, Cidde’de, ‘’1915’den 15 Temmuz’a’’ isimli tiyatro oyunumuzu sahneledim! Yüzlerce kardeşimiz ile Çanakkale ve 15 Temmuz şehitlerimize ağlayarak dua ettim! Oyunumuzu sahnelemeye başladığımızda Suudi Arabistan’da tiyatronun yasak olduğunu öğrendim, ancak tek bir kişi de çıkıp bize ‘’Yasak’’ demedi! Bunun ötesinde Suudi Arabistan’ın özelikle Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ürettiği savunma sanayi ürünlerini satın aldığını hatta ve hatta üretmeyi planladığı ürünleri de satın almayı taahhüt ettiğini öğrendiğimde bu sefer sevinçten ağladım! Buradan gerek oyunlarımızı oynamamıza gerekse kendi vatanımız gibi ki Müslümanın vatanı Müslümana vatandır, düsturunca gönlümüzce gezip tozmamıza müsaade eden Suudi Arabistan Kraliyet ailesine ve başta Kral Hazretlerine bir Müslüman olarak teşekkür ederim! En son 2014’de hac farizamı yapmak için gittiğim Suudi Arabistan’ın çok değişmiş, her bir şehrinin modern bir şehir olduğunu görmek bendenizi çok mutlu etti! 

Güzel bir davetle, Afgan Türkmenlerinin toyu da nasip oldu. Orada Afganistan’dan, zalimin zulmünden kaçmış kardeşlerimiz ile dertleştik! 

Suudi Arabistan’da yaşayan kimliği ne olursa olsun her Müslümanın yüreği Türkiye diyerek atıyor ve onlar sadece Türkiye’ye bakıyorlar, her şeyi de Türkiye eksenli görüyorlar! Şu kadarını diyeyim ki, hiçbirinin Suudi Arabistan’da mülk edinme işyeri açma hakları olmadığı halde, her biri Suudi vatandaşlarının üzerine işyerleri açıp dükkânlarında Türkiye Cumhuriyeti malları satıyorlar, kazandıkları her bir kuruş ile de Türkiye’de yatırım yapıyorlar! 

Bu halin üzerine sizlere daha ne diyeyim ki, bizim bir an önce birilerinin etrafımıza ördüğü duvarları yıkıp önce İslam diyarını sonra da tüm dünyayı boydan boya dolaşmamız gerek! 

16 Nisan’da oyunu kullanacak kardeşim şunu hiç unutma! 

Dünya bize hasret! 

 

Please reload

Son Paylaşımlar

28.03.2017

Please reload

Arşiv